__PANDORA'NIN DÜNYASI__

8/8/2008 - İçimin boşluklarına düş! Ben sana değmem...

Kategori: denemeler

Tensel bir yangından arta kalan, düşsel karaları çaldım gözlerime
yokluğunu hoş görmeyeceğim işte!

yarınlarımı yitirdim ya dün, olduğum yerde sayacağım inadına, hep aynı yanıklığımla seveceğim seni yine... Yollarını içip yılların dibe vurduğunda, saçlarına ilişen akların bir tekini bile üstüne kondurmayan gecelerinin düş vurgunu olacağım!

Saatler onikiyi vurduğunda "zoonnk!!" sesleriyle çınlayacak vicdanın..!!
ellerinin ayasıyla yüklendiğin yüreğin kusacak gözlerimi, yastığının kenarına..
ben geceye ağlarken, kulak kıvrımlarının içine sızacak iç çekişlerim, öyle "ah!" inleyeceğim ki, sende beni ağlayacaksın!

Bitimlik gecelere ısmarlamayacağım seni, hep son sandığın yerden başlayacaksın ve saatler ikiyi vurduğunda sahte uyku nöbetlerini ayartacaksın. gözçukurlarına bir hayal çengelleyeceksin, ağzına varan tuzlu suya aldırmadan...

O dağın eteklerinde olacaksın yine,
aşka kılpayı...

.............................

ve yüreğinde kentinin rengini giymiş kaldırım taşları.. ayın perdeleri kapalı... sol omuzundaki meleğin kanadından almak için arta kalanlarımı, titrek parmaklarım değecek sana. Nicedir mekruh kılmıştın ya,hani dokunulmazlıklar gerekti ya! değdiğim yer köprü olacak gönlüne... Ve ellerim boyandığında kızıllığına, ayaklarının topuklarına mıhlanan anılarımdan kayacaksın..!!

susma..!!
susma(malısın)...

düş içimin boşluklarına düş.. bu kez, bir "sus" düşecek payın. Ve.. ilk kez sen! olmayı deneyeceğim, acıttığım yerden acıya acıya sürülen, tenezzülsüz ardına.
düş içimin boşluklarına, ben sana değmem..!!

Saatler..
üçü vurduğunda..
bağından henüz kopmuş bir ölüm dikilecek gözlerinin tam karşısındaki isli duvarına..!! kirpiklerinde çocuk saflığı bir sevdanın günahı.. yumulsan, avuçlarının arasında buruşturulmuş deruni hicranımın faturasıyla, gözçukurları boş sağır zebaniler sulanacak o tatlı son soluğuna… son bir kelam bağışlanacak sana.. boyundan epey büyük cesaretinle "dinle" demeye a'nın yetmeyecek..!! çünkü, gözlerine değdiğinde harf harf suskunluklarım, beyninin kabuklarını yırtıp geceye fışkıracak vicdanın... affetmeyecekler seni asla!

Onlar gelecek..
ve alıp ruhunu terkilerine, sırrakadem basacaklar! Tırnaklarından başlayacaksın soğumaya, yüreğinde son bularak! ki buz kesip hissiyatımı , kora salmak neymiş bil!

Ve seni daha çok seveceğim inadına, berzaha kadar son bulmasın diye azabın...
Yıldızların sahibinden bir kez sunulmuş armağanım'dı hayat,
çalana bu bedel hak!!!

hadi..
içimin boşluklarına düş!
ben sana değmem...




Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2008 - Yıldızların Yalnızlığıma Yan Etkisi

Kategori: denemeler
"İnançlarım son sürat kaybolurken bir otobanda
Yıldızlar mıh gibi çakılıydı gecenin avuçlarına"

Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerdeyim… Takvimlerin yaprakları sökülmüş ve dikiş tutmuyor zaman… Yamalanmıyor ömrüme yaz akşamları… Hep bir ütü izi hayattan bana kalan… Geçmişin üzerime uydurduğu kullanılmış bir elbise sanki Aşk… Dokunuşlardaki ikinci el hissini yadırgıyor kimsesizliğim… Ayan beyan satılırken Baba yadigarı gülüşlerim sokak ortasında… Siz yakalarınızda ucuzluğunuzu belgeleyen etiketlerle giriyorsunuz yeni sezona… Hazirana özel kampanya!

Hepiniz Hint kumaşısınız… Ve hepiniz bir an evvel boy göstermelisiniz ön camlarda… Defolarımı gizleyemezken ben seri-sonu reyonunda… Sizin niyetiniz hemen alıcı bulmak şaşaalı vücutlarınıza… Pamuk ipliğiyle bağlanmışım kaderin ördüğü bu şık kurguya… Koşar adım kaçmayı da denedim ben’liğimden… Onca yol kat ettim sonunda tekrar kendime döndüm… Çünkü tedariksizdim… Kısa sürdü arzın merkezine seyahatim… Yanından geçtiğim imkansızlıkları göremeyecek kadar dikkatsizdi şairliğim… Cümlelerimin tümü sargılıydı… Bıçaklanmamış harf yoktu kelimelerimde… Kimisi alfabemi sonlandırdı yokluğuyla kimisi varlığını eksik etmedi alfabemin başında… A’ dan Z’ ye bütün yaraları hatmettim… F tipi hücrelerde sayıklandı ismim… N’ için boyun eğdiğimi sanıyorsunuz işkencelere… Oysa ödün vermedim hiç özgürlüğümden… Çocuktum yalnızlık en sevdiğim oyundu… Kadınlar geldi oyunumu bozdu… Afiyetle yenildim! İçimden taşar oldu artık mağlubiyetlerim… Bir kadının icadıydı yalan, eminim… -ki sende ileri seviyede yalan söyleme sertifikasına sahiptin… Pekala sevebilirdin beni… Sen içimdeki harabenin mimarı, gururla gezinebilirdin enkazımda… Yüreğim ayaklarının altında, sana değmenin mutluluğuna erişebilirdi pekala…

“Aklım savrulurken dudaklarının keskin virajında
Yıldızlar küfür gibi dolandı gecenin ağzına”

Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerdeyim… Tehlikeli saatlerin müdavimiyim… Tarih boyu tutarsız bir yelkovanın takibindeydim… Asırlar önce dinlediğim bir şarkıydın sen ise sözlerin hala dilimin ucunda… Yarım yamalak mırıldanıyorum bazen seni… Karanlıkta kayboluyor nakaratın… Soluklarımız kesilmişti Ihlamur Yokuşu’nda hatırlarsın… Oluk oluk kanıyordu iç organlarımız… Hüznünde bir kokusu var biliyorsun seninkine yakın… Kokunu giyinmek isterdim ben bugün… Teninle örtmek isterdim çıplaklığımı… Teninle gözlerimin renk uyumunu izlemek hatta holdeki aynanın karşısında.. O sıra irisindeki hıdırellez ateşine düşmek bizzat… İsterdim ki uluorta sevişelim bakışmalarımızın ela koridorlarında… Göğsünün etrafında 7 defa dolaşsın parmaklarım, kalbini tavaf edeyim… Kalbin kabemdir ibadetimi yerine getireyim… Besmeleyle öpeyim saçlarındaki hayal kırıklıklarını… Omuzlarındaki melekleri yakaladığımızda mastürbasyon esnasında... Tanrı utancından göğün 7 kat dibine insin… Kasıklarındaki buzullar erimeden hazırlanalım su baskınlarına… (Küresel ısınma sen nelere kadirsin!) Ben bugün günahına girmek isterdim senin… Tam da Tabiat Ana’nın regl döneminde… İhlal etmek kadınlığının yol şeritlerini ve kulak asmamak kaygan zemin uyarılarına… Keşfetmek isterdim çığlıklarının esmer coğrafyasını… Kurak vadin palazlanırken tohumlarımla, isterdim ki en sapa mevkisinde şehrinin bağır çağır açsın memelerini nergislerin… En uğrak yerim olsun dar sokakların… Keza serseriliğimi dizginleyen tek meskendi hayal(et)in… Pekala ağırlayabilirdin beni… Sen ruhumdaki heyelanın asıl nedeni, benzersiz ütopyalar inşa edebilirdin topraklarıma… Yüreğim avuçlarında, senin emeğinin karşılığı olabilirdi pekala…

“Tetiklediğin deprem köprüleri yıkarken Boğazımda
Yıldızlar fahişe gibi sokulmuştu gecenin koynuna”

Haklısın susmalıyım… Kaldırımların göz yaşlarımı kaldırma kuvvetini ölçemeyeceğime göre… Archimedes halt etmiş, hiçbir şeyi yerinden oynatmaya gücü yetmez yanaklarımdaki nehrin… Katli vacip bir akreptim Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerde… Önünü alamadım iğnemdeki zehrin… Kendimi tanınmaz hale getirdim… Ne kadar yakınındayım bana tarif ettiğin ecelin kestiremedim… Sevgilim beni gün bitmeden kaç kere daha öldürebilirsin? Diyorlar ki yara da senmişsin merhem de senmişsin… Gel kitabına uyduralım herkesten sakladığın caninin yasadışı eylemlerini… Madem cinayet mahallindeki bulgular seni ele veriyor, gözlerin hemen otopsime dahil edilsin… Yeteeer! Bırak gölge etmeyi de gönül rahatlığıyla öleyim…
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2008 - Kız Kulesi'ne yolu düşenler/e

Kategori: denemeler
Ulaşılmaz olduğun için anlatılan nice hikâye ve kavuşamayan âşklara ithaf olunan nice hikâye ve kaç sevgiyi yeşerttiği, kaç sevgiyi yeşerteceği bilinmez olan, her biri adıyla anılacak nice hikâye...

Hero ile Leandros'a yasaklanan aşkı mı yaşatır ruhunu, yoksa Cleopatra ile aynı kadere namzet tazenin on sekizini göremeden ölümü bekleyişi mi? Atı alan Üsküdar'ı geçmiş midir, yoksa sevgine müptelâ olanlar güzelliğine mi gelmiştir? Üzerine yazılan bunca efsane midir seni mutlu kılan, yoksa doğan bu hikâye midir fark edilesi olan?

Bir gece vakti yine, gece siyah yine... Her aşkın noktasında ölüm! Çöller birini sayıklıyor, dağlar aynı isimle uyanıyor, peçeler aynı harfler için açılıyor. Bir tutam hüzün serp üzerimize, bir kafiye tuttur yalnız kelimelerle, “aşk” kat ismimize, hasret ek aradaki tüm mesafelere... Dedik ya vakit gece ve gece siyah yine... Parçalanmış İstanbul, kendinden geçmiş rıhtım, bulutlarda bir nem, ay dolunay yine... Diz çökmüş de deniz “sevgili!” ile cümleler kuruyor yine:

Sevgili! Gönlümü yakan, adımı unutturan, dilimi bağlayan sevgili! Bıraktım senden gayrı ne varsa, vazgeçtim her şeyden ve fakat geçemedim ölümü özleten sevginden. Sev diyemem, bak diyemem, hisset diyemem! Senin için benden geçtim, benim için kendinden geçme! Bir bakışın için ruhumu verdim, boynumda idamım, yok de! Sevgine muhtacım, ya bırak sineni yaslan, ya al hançeri sapla yüreğime...

Açılıyor perde ve iniyor gece, beraberinde dönüyor bir vücut kendine yüklemsiz cümleler kuran meçhule... Söz onda, o ise çıkmaz sevdalarda!

Dalgalan sevdası kendine yeten deniz ve sus ve pus ve saklan yelkenini rüzgâra çevirmeyen nazlı dehliz. Başını sevdasına eğmiş, başını sevdadan çevirmiş...

Ân’a üç kala, ilk nüktenin son noktasıyla…


Sevgilimin güzelliğini gittikçe artır
Bela geldikçe derdine daha beter müptela et beni

Vücudumu onun ayrılığında öyle hafif kıl ki
Hafif esen sabah rüzgârı bile ulaştırabilsin ona beni
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2008 - Mavi bir infaz sunulacaktı, hüznümün siyahına...

Kategori: denemeler
Linç yüklü karanlık vakitlerde yaka paça dışarı atılır kıldığın gölgensiz yarınları. Karanlığının girdabında tek gözlerimin eylemine muntazır kaldı ki aciz yüreğim susturulmuşluğunda tüm bedenimin…

Bir yanım işgalindedir bir yanım tahliyende olsa da, ince ince sızlarım kalbimin kalem sapladığın yerinden ince ince sızışına, mavisini çekip aldığın kentin bulanık yağmurlu havalarında kendimi hapsederim içimdeki sensiz kente, kara bulutlara yüklenmiş farzederim silüetini ve kaynar yağmurlar altında yüzleşmekten korkarım her bir yağmur tanesi gözlerinle, kan kusturduğuna kin kusacaksın sanırım …

Ayaza kesmiş gün ardı karanlık bidayeti evvelinde gül denilebilirmi bana, sevinebilir miyim gayri mevsim hüznü terk edecek diye ki sararan ne bir yaprak kaldı, yağan ne bir tek damla yağmur, hüzün sonrası hep neşe midir, bir baharın sonu geldiğinde hemen ilki mi başlar ..

ya "kış"…

En ‘kara’ bir kenti mavi düşlere düşürme düşünde takılı kalmışsa ibre, mavisi en bol kente sürgünlük karanlık bir ana çatmışsa, uğurlanışların vuslatsız aşklar akıntısınaysa, ‘A’şka düşmüş. Düşten düşe ‘R’üzgar savurmuş… ‘A’yrılık.kavurmuşsa , ‘Z’amanla basamak basamak erdiğin mertebelerin nihayeti ‘susacak var’ olmuşsa, ve 29 harfin her biriyle hüzünlenmeyi öğrenmişse her zerre, hiç söyleyebilir mi artık dil, diyebilir mi kuşat artık bir kez daha beni kapındayım aç ne olur karanlık olmasın ne ardım ne ardın..

Oysa ardımdaki ayak seslerin gelmeye olsaydı…

Mavisi sızıntılı bir kentin terkinde geldiğim yalanı masallarda ki on milyon yalnızı şehri İstanbul’da gün ağaracak ve mavi bir infaz sunulacaktı hüznümün siyahına..

Şimdi

‘Mavi‘si meşhur bir kente akıttığım gözyaşlarımı ‘Kara’ bir kente sunuşumun ardı; çaresiz, saçlarını elleri arasına almış hırpani kılıklı bir ben, milyonlarca yalnız yüklü bir kentte, sensiz hüzne, sessiz usulca emanet bırakılıştadır..
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2008 - üç nokta...üç çığlık ... üç ölüm...

Kategori: denemeler
uzak kentin kayıp yıldızından rivayet olunur...

Üç noktaydı susuşum, bir virgül hatrına yazıyorum şimdi...
Üç nokta . . . Üç çığlık ? ? ? Üç ölüm ! ! ! Ve tek bir virgül ,



Kirpiklerinden aşk soluyan deli, yırttı acının kefenini, ölü kızın kalbine dokundu bu gece... Ve gözlerine ölüm kaçan kız, dokunulduğu her yanından kanadı...

Bir ölünün gözlerinden düş bulaştı geceye, gece aklını yitirdi... Bir delinin iç çekişiyle karardı yıldızlar... Hıçkırıkları arşı kapladı… Bir deli ağladı… Ölü kızın kirpikleri adedince ağladı... Parmak uçlarından dokundu aşka... Saçlarına notası kırık şarkılar kondurdu...

Gece; tortulu bir masalın hüznünü andırıyordu... Üçüncü kişiler hep susmuştu...

Bir masal duyuldu sessizliğin en sığ dilinde... Uzak kentin kayıp yıldızıydı anlatan... Yoktu ihtilaf... Yoktu yalan... Bir deli ve bir ölünün masalıydı duyulan... Avuntusuz masallara şarkılar kuran bir deli ve masallara hep sonundan başlayan bir ölü...

Çok geçmedi… Gülüşüne düşler inşa edilen soylu derviş, kent harabelerinin yoldaşlığında, gecenin en uzak saatinde, tuz kokulu bitişle susturdu masalı... Masal yitirdi kendini… Masal yitirdi gerçeğini… Bir deli ağladı… Kirpikleri tükenmişti, ölü kızın saçlarına denk düşüyordu, gözlerinde ki keder… Ve gece deli gömleğini giydi üstüne, masal üşümesin diye…

Ve ben... Üçüncü tekil şahıs... Kent masallarının yorgun yüzü... Uzak diyarların cana ziyan hüznü... Ben... Bir masal boyu susan... Suskusu us'unu yumruklayan... Bir deliyi geçmişe yazan, bir ölüyü koynunda uyutan, bir dervişe yaslanan... Ben yani... Mezar boşluklarında kirpiklerini uykuya yatıran... Kefeninin cebinde ölüm saklayan... Ben... Suskun şiirleriyle geceyi ayartan...

Suçluyum... Bir son bulaştırdım ellerime... Bir masali yıkarcasına, bir deliyi ağlatırcasına sustum... “Geçmiş” dedim... Geçmedi... “Gelecek” dedim... Gelmedi... “Şimdi” dedim, dokundum masala... Kayıp yıldız kayıplığını kaybetti..

Faili meçhul bir masalın tek sanığıydım ben... Masal mahallinde harflerim vardı, suçum aşikardı... Kalem; kelamla her buluştuğunda, adın kanardı, canım yanardı... Suçluydum evet... Bir masalı altı harf yaşatır sandım... Yedinciyi hiç yazmadım... Ne zaman canın yansa, susumu bastım yarana, usumu kanatırcasına... Hiç dinmedin... Sustun hep… Bende sustum... Sessizliğimi tamamladı susuşun... Bir masalın ardından suçlarını bölüşüyorduk suskunluğumuzun...

İçim acıdı... Masal kanadı... Ve omuz başında kanayan masal; yalandı! Yüreğimi burkan, kalemimi kıran, içimi senden çıkaran bir yalandı... Yinede... Adını bile yazamazken sen, adınla kanadım ben!

Şimdilerde şehirler arası yalnızlık seferleri düzenliyorum gözlerine... İsimleri silinmiş mezar taşlarında gülümsüyorum... Ve hala ölü çocukların gözlerinde masallar arıyorum... Suçluyum... Bir masaldan arta kalan yanımla, suçlarımın bedelini ödüyorum...

Affet beni kayıp yıldız... Affet... Günahsız ölümler düşlüyorum...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

__HÜZÜNDİOKSİT__

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

qizlikent
foryou91
Akşam Gazetesi
Birgün Gazetesi
Bugün Gazetesi
Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi
Evrensel Gazetesi
Fanatik Gazetesi
Fotomaç Gazetesi
Güneş Gazetesi
Halka ve Olaylara Tercüman
Hürriyet Gazetesi
Milli Gazete
Milliyet Gazetesi
Ortadoğu Gazetesi
Radikal Gazetesi
Referans Gazetesi
Sabah Gazetesi
Star Gazetesi
Takvim Gazetesi
Taraf Gazetesi
Türkiye Gazetesi
Vakit Gazetesi
Vatan Gazetesi
Yeni Asya Gazetesi
Yeni Mesaj Gazetesi
Yeni Şafak Gazetesi
Yeniçağ Gazetesi
Zaman Gazetesi
TV'de Bugün
sitene ekle
tennaya layout powered by HOTFreeLayouts.com / MyHotComments CANIM TÜRKİYEM