29/8/2008 - fayton

Yoksun diye yandı aşkına can Gözümün önüne geldi meşki zaman Gecemi sarhoş ederdi hoş bir edan
 Çek faytonu yarime uzanalım Çağırıyor güllerin hasreti Ah dize getirdin yüreğimi
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/8/2008 - çağırma beni

Yasak sevgilim sevişmek bize yasak Ağlama ne olur ayıp ağlamak Yasak sevgilim ellerin bana yasak Günah öpüşlerin sesin yasak
Çağırma beni ah göndermiyorlar Aşkı bilmiyorlar aşkı sevmiyorlar sevgi yasak Çağırma beni ah göndermiyorlar Aşkı bilmiyorlar aşkı sevmiyorlar sevgi yasak Çağırma beni
Yarım sevgilim bölündük sayılara Artık anılara dönmek yasak Canım sevgilim sevişmek bize yasak Ağlama ne olur ayıp ağlamak
Çağırma beni ah göndermiyorlar Aşkı bilmiyorlar aşkı sevmiyorlar sevgi yasak Çağırma beni ah göndermiyorlar Aşkı bilmiyorlar aşkı sevmiyorlar sevgi yasak Çağırma beni
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/8/2008 - Git harf harf tümcelerimden…
 Bitti… Bitmeliydi belki...
Parçalanmış hayatlarımız bütün kalmış bir hayali kabullenemezdi. Mutluluğa kurulabilecek ütopyalar için ruhumuzda beslediğimiz tebessümler, ölüm tehlikesi olan tellerde asılı kalmıştı. Bir hayat izdüşümünde son viyadükte kaybetmiştik birbirimizi. Şimdi bunla yok bizi…
Birbirimize kayıp olmak hayatta var olma oyunumuzdu demek ki. Sen gitmeliydin. Bense; gitme demekten öteye gitmemeliydim. Öyle ya gitsem de dinlemezdin…
Kullanılmamış tüm gülücüklerini bana bağışlıyor şimdi dünya. Sense; ömründeki tüm gitmeler için “elveda”lar topluyorsun azığına. Gitme diyenleri dinlememek içinse çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına. Oysa ben; azığında duran “elveda”lardan bihaber düşe yazmıştım tek heceye. Sonra düş’e yazmıştım her yolun sonunda sana düşüşlerimi. Hüzne çalan bir sonbahar vaktinde eski kitapların arasında biriktirdiğim bir yığın küflenmiş yalnızlığımla yineliyorum seni. Sonra; içimin deruni çöl gecesinden sesleniyorum sana: ‘bana susacak kadar ben, konuşacak kadar sen lazım’ diyorum.
Sen olmuyorsun ben “sus” kalıyorum…
Suskunluğum tahrip olup harflere dönüşüyor. Ve ben sana dair kurduğum tüm cümleleri mahya yapıp yüreğime asıyorum. İçimdeki özneliğin devam ediyor. Hayatımda bu kadar önemliyken önemsiz bir edat’a dönüşmenden korkuyorum. Bu yürek mizanseni bir monologdan oluşuyor; diyaloğu hiç olmayacak biliyorum. Ve sen sandığım tüm hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarına saklıyorum…
Sonra gitarımın tellerine satıyorum acılarımı. Acıya bulanan tellerime vurdukça parçalıyorum parmaklarımı.
Geceler titrek elerime bulaşıyor her sabah. Giden “ay”a satır uçlarında kalmış, bir satırdan diğerine düşememiş hasretlerimi teslim ediyorum. Gelen “güneş”e yüzü hüzne bakan şarkılar besteliyorum. Bir çığlıktan uyanıp diğer bir çığlığa gözlerimi yumuyorum. Ve sen sandığım bütün hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarımda saklıyorum.
Doğru yolundan şaşıyorum nefes almanın. Bir yerde veresiye olmayan ölümler çıkıyor karşıma, bir hüznümle bir damla gözyaşıma alıyorum hepsini. Birini ölüyorum. Sonra bir nefes daha alıyorum can sıkıcı bir senfoni tadında. Sonra ikinciyi ölüyorum. Ölmeyi bile beceremiyorum.
Ruhumun dallarında yedi veren acıyla günler eskitiyorum. Dünlerime tuz basıyorum yanına yarınları hapsederek. Ne seni bulabiliyorum bu zifiri karanlıkta ne de kendimi. Tüm sevgim kulağına fısıldanmış bir masaldı belki. İçimde kapan kıyamete, ensemde vurulan düşmana ve avuçlarımda biriken nefretime inat yudumlamalıydım hislerimi. Sana adanmış; ama benden ötesi olmamış fırtınalı bir yolculuktu bu. Haniydi mutlu olamama değecek yâr?
Yokluğuna var olmayı denedim durdum. “ünlem” dedin korktum, “virgül” dedin konuştum, “nokta” dedin sustum, “ayraç” dedin ve kayboldun. İsmimi isminden ayıran işareti sen buldun. Bense; yine yokluğunda var olmayı denedim durum. Kırılmak üzere olan bir kalemle, kızıldan siyaha çalan bir günde sana şiirler kurdum. Bir hayat izdüşümünde, son viyadükte birbirimizi kaybetmişliğimizi, bulunmazlığımızı hayat denilen iki çığlık arası bir nefesten ibaret olan oyunun acı sahnesi saydım. İçimi bu denli yakmaya sen yanlarımdan başladım…
Şimdi hangi rakamı versem sonucu sen çıkar? Hangi seni versem sonunda mutluluk yüzüme bakar? Yok, bu işlem ancak eşitsizliğe yol açar.
İsmin baştan sona ağlamaklı bir ömre bedel… Kayıpsın bana, benli her şeye, belki de en başta kendine… Kayıbız birbirimize. İçimin derinlerinden; koca okyanusları aşıp gelmiş, tüm harfleri hayata devirip kalbime ansızın düşüvermiş bir “mim” oldun. Öyle bir “mim” ki; “elif” i silmiş, “be” yi yutmuş, “te” yi unutmuş, “se” yi uyutmuş… Kendini bir tek “mim” de bulmuş. Şimdi yüreğimdeki “mim” in göz kapaklarıma düşüyor. İntiharına ramak kalan tümceler yakıyor beni. Ben ki kaç nefesimi asmıştım idam sehpasında. Son dileği hep sendi nefeslerimin. Ve ben, son dileği gerçekleşmemiş hayata prangalı bir mahkûm.
Gökten yıldızlar yağıyor üstüme. Birini tutsam diğeri kaçıyor. Payımıza düşenlerden payıma düşenleri alıyorum.
Yoksun … Yok oluyorum…
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/8/2008 - Z/amansız sus/ma ömrüm
 "-susmak aşkımın dilidir- diyen sevgili konuş şimdi, kelimelerine ihtiyacım var…"
Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime… düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk… ve aşklaştıkça kalp daha çok parçalanıyor hayat yaklaştıkça daha bir özlüyorum kabul ediyorum,galibimsin ve ben her şeyini savaş alanında bırakan mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde.. tüm zaferlerimi sende yitirmişim kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?..
çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere.. ve ben dönemezken kendime labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken, senden gayrısına yok,yokluğuna râm olmuşken, susma ömrüm!...
yol kesil cehenneme...
keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım.. ne zaman geçmeye kalksam senden, ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum.. uzanan elleri tutmuyorum.. yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi, içini bırakmıyorum.. dul bir hasrete yâd/igar kalıyorum ötelerde Yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar.. Sancılanıyorum sessizliğine Tam vakti; susturucu takılmışken yüreğime, haykıramazken, her kurşun içimi parçalarken, infilak ederken isyanlarım sensizliğe, ve akarken gözümden ırmak ırmak, susma ömrüm!...
ateş kesil cehenneme...
tüm piyonlarım tükendi. Elimde bir şah… nereye koysam kendine mat çekiyor.. Cemreler ihanet ediyor adına, Aslı hükümsüz.. kendini bile ısıtmıyor.. adım lâl kalıyor zemheri ayazlarına.. (d)üşüyorum.. muhaciri değilim gayrı bu Arafın.. ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum.. kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına.. baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı… sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum uğraşma aşk..! kaldıramazsın; kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım.. bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı.. artçı sellere verirken sitemimi, sana “sus”arken, ölüme “su”sarken, müptelâsıyken kahramanı bıçaklanmış masalların aşk için aşıkları ezip geçmişken, susma ömrüm!...
şehâdet getir cinnetime...
öznesi sen olan bir ömre verdim adını, ki ölüm yar olana kadar tek yâr dediğim ol diye.. sana geldim, ölüme yâr etme diye. Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin.. Biliyorum aldırmıyorsun Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına Ve aslında aşk’tan korkuyorsun Zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma
Hani olur da geldiğimde bir gün kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları, her lisanı lâl bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer ve el elini tutacaksa ellerin, Elimde değil yanacağım
O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma, Sarmayacaksan, Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan, Cennetten kovulmayı göze almayacaksan, Bir sözüne çölde vaha gibi susarken öyle umarsız susacaksan… sen de sus ömrüm!...
Sus!.. Sus ki, ölüm bana yâr, ben ölüme Yâr olayım… sen toprak kesil cesedime…
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/8/2008 - senszlikmi zor olan sanıyorsun
sensizlik mi zor olan sanıyorsun ben zamanı yok saydım takvim yapraklarını yeniden yapıştırdım gittiğin günün tarihi yok bende anılarını bir odaya kapattım senden kalan boşluğa yine seni yazdım aldığım solukta havasın içime çektiğim esen rüzgarlarda ellerindir tenimde hissettiğim güneşin sıcaklığında bakışların saklı yüreğimi ısıtan ağacın yeşiline ruhunu göğün mavisine gözlerini koydum her gece ayın yansımasında yüzün gelir odama sen olmasanda yanımda seni sensiz yaşıyorum her anımda
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
__HÜZÜNDİOKSİT__
Kategoriler
Arkadaşlarım
qizlikent foryou91
sitene ekle
|